Meme başı akıntısı, emzirme dönemi dışında meme ucundan kendiliğinden ya da baskı ile sıvı gelmesi durumudur. Kadınlarda oldukça yaygın görülen bu bulgu, çoğu zaman iyi huylu nedenlere bağlı olmakla birlikte altta yatan ciddi bir patolojinin habercisi de olabilir. Akıntı her iki memeden gelen (bilateral) süt benzeri bir salgı şeklinde olabileceği gibi, tek memeden gelen (unilateral), berrak, sarı, yeşilimsi, kahverengi ya da kanlı nitelikte de olabilir. Akıntının rengi, kıvamı, tek taraflı mı çift taraflı mı olduğu ve kendiliğinden mi yoksa baskıyla mı geldiği, olası nedenlerin belirlenmesinde klinisyene yol gösteren önemli ipuçlarıdır.
Meme başı akıntısının en sık rastlanan nedenleri arasında intraduktal papillom, duktal ektazi, fibrokistik değişiklikler ve hormonal dengesizlikler yer alır. İntraduktal papillom, süt kanallarının iç yüzeyinde gelişen küçük iyi huylu bir tümördür ve genellikle kanlı ya da seröz akıntıya neden olur. Duktal ektazi ise süt kanallarının genişleyerek tıkanması sonucu ortaya çıkar ve çoğunlukla yeşilimsi-kahverengi yapışkan bir akıntı ile kendini gösterir. Bunların dışında hiperprolaktinemi, tiroid fonksiyon bozuklukları, bazı ilaçların yan etkileri ve çok daha nadir olarak meme kanseri de akıntı nedenleri arasında sayılmaktadır.
Meme Başı Akıntısı Tehlikeli Midir?
Meme başı akıntısının büyük çoğunluğu iyi huylu nedenlere bağlıdır ve doğrudan yaşamı tehdit eden bir durum oluşturmaz. Her iki memeden gelen, süt benzeri (galaktore) ya da baskıyla ortaya çıkan akıntılar genellikle hormonal kaynaklıdır ve ciddi bir patolojiye işaret etme olasılığı düşüktür. Ancak akıntının tek taraflı olması, kendiliğinden gelmesi, kanlı ya da serözanguinöz nitelik taşıması ve özellikle tek bir kanaldan kaynaklanması durumunda dikkatli bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu özellikleri taşıyan akıntılarda intraduktal papillom gibi iyi huylu nedenler ön planda olmakla birlikte, meme kanseri ya da duktal karsinoma in situ (DCIS) gibi malign patolojilerin dışlanması zorunludur.
Kanlı meme başı akıntısı saptanan hastalarda yapılan çalışmalar, olguların yaklaşık yüzde 5 ile 15’inde altta yatan bir malign sürecin tespit edilebildiğini göstermektedir. Bu nedenle kanlı akıntı varlığında meme ultrasonu, mamografi ve sitolojik inceleme gibi tetkikler mutlaka uygulanmalıdır. Bununla birlikte, akıntının kanlı olmaması tek başına güven verici bir bulgu olarak değerlendirilmemelidir; ilk kez ortaya çıkan, süreklilik gösteren veya başka meme bulgularıyla (kitle, cilt değişikliği, meme başı çekilmesi) birlikte seyreden her türlü akıntıda genel cerrahi veya meme cerrahisi uzmanına başvurulması önerilir.
Emzirme Dönemi Dışında Meme Akıntısı Neden Olur?
Emzirme dönemi dışında görülen meme akıntısının en sık hormonal nedenlerle ilişkili olduğu bilinmektedir. Hipofiz bezinden salgılanan prolaktin hormonunun normalin üzerinde yükselmesi (hiperprolaktinemi), her iki memeden süt benzeri akıntıya yol açan başlıca mekanizmadır. Prolaktin yüksekliği; hipofiz adenomları (prolaktinoma), hipotiroidizm, böbrek yetmezliği gibi sistemik hastalıklar veya antipsikotikler, metoklopramid, bazı antidepresanlar ve oral kontraseptifler gibi ilaçların kullanımına bağlı olarak gelişebilir. Bu tür akıntılarda genellikle her iki memeden süt görünümünde bir salgı gelmesi ve adet düzensizliğinin eşlik etmesi tipik klinik tablodur.
Hormonal nedenler dışında, meme içi patolojiler de emzirme dışı akıntının önemli bir kaynağıdır. İntraduktal papillom, duktal ektazi ve fibrokistik meme değişiklikleri bu gruptaki en yaygın nedenlerdir. Ayrıca meme başına sürekli mekanik uyarı (sıkı giysi, tekrarlayan baskı), göğüs duvarı lezyonları ve yoğun fiziksel egzersiz de nadir olmakla birlikte akıntıyı tetikleyebilir. Emzirme dönemi dışında ortaya çıkan meme akıntısında nedenin aydınlatılması için detaylı öykü alınması, fizik muayene, kan tetkikleri (prolaktin, tiroid fonksiyon testleri) ve görüntüleme yöntemleri ile sistematik bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Meme Başı Akıntısı Tedavisi Nasıl Yapılır?
Meme başı akıntısının tedavisi, altta yatan nedene göre şekillenir. Hormonal kaynaklı akıntılarda, örneğin hiperprolaktinemi saptanan olgularda, prolaktin seviyesini düşürmeye yönelik dopamin agonistleri (kabergolin, bromokriptin gibi) ilk basamak medikal tedavi olarak uygulanır. İlaç kullanımına bağlı gelişen akıntılarda ise sorumlu ilacın hekim kontrolünde kesilmesi ya da alternatif bir ajanla değiştirilmesi çoğu zaman akıntının kendiliğinden gerilemesini sağlar. Hipotiroidiye bağlı olgularda tiroid hormon replasmanı, prolaktinomaya bağlı dirençli vakalarda ise cerrahi ya da radyoterapi seçenekleri değerlendirilebilir. Tedavi sürecinde akıntının seyri düzenli kontrol muayeneleri ile izlenir.
Meme içi patolojilere bağlı akıntılarda tedavi yaklaşımı genellikle cerrahidir. İntraduktal papillom saptanan hastalarda sorumlu süt kanalının çıkarılması (mikrodokektomi) hem tanı hem de tedavi amacıyla uygulanır. Duktal ektaziye bağlı akıntılarda klinik tablonun hafif olduğu durumlarda sıcak kompres uygulaması ve antiinflamatuvar ilaçlarla konservatif takip tercih edilebilirken, tekrarlayan veya rahatsız edici semptomlarda cerrahi eksizyon gerekebilir. Akıntıya eşlik eden bir malign patoloji saptandığında ise tedavi planı onkolojik cerrahi, radyoterapi ve gerektiğinde sistemik tedaviyi kapsayan multidisipliner bir yaklaşımla belirlenir.
